Eski bir Afrikalı atasözü der ki : Hızlı gitmek istiyorsan yalnız git. Uzağa gitmek için diğerleriyle git.

Genellikle yazılarımı Çalışma hayatı ve Yönetimsel uygulamalar üzerine yazıyorum. Zaman zaman iş arkadaşlarımızla, çalışanlarımızla görüşmelerimde sohbetlerde hep karşımızdakinen şikayet ettiklerine şahit olmuşumdur. Genelleme yapmak doğru mu bilemem ama bizim Akdeniz insanının özüne işlemiş “KURBAN”edebiyatı.

Hiç düşündünüz mü bu tür yaşanan durumlarda bizim suçumuz yok mu? Öz eleştiri yapıyor muyuz? Ben nasıl davrandım? İşimde ne kadar başarılıyım? Ne kadar verimliyim? Ne oranda çalıştığım iş yerine bağlılık duyuyorum?

Diğer yandan şirketler insanlardan hep daha fazlasını bekliyor. Bir emir kipi içinde veya talimat şeklinde. Daha fazla mesai, yoğun çalışma düzenine daha fazla tolerans, daha fazla sahiplenme, işi hızlı bitirme, daha daha daha…

Bu sitemin döngüsünde, çalışanlar olarak bizler de doğal olarak daha fazlasını bekliyoruz. Daha fazlasına ihtiyaç-sadece para anlamında değil – duyuyoruz. Bu beklenti daha fazla katılımcı olma, daha fazla irade ve özgürlük anlamında. Daha fazla veren insanlar doğal olarak daha fazla sözlerinin, düşüncelerinin itibar görmesini ister. Duyulmayı bekler. Takdir görmek ister. Hibe etmeği değil verdikleri desteği liderleri , işletme kazansın diye bekler. Bizler kendi değer yargılarımıza uygun işletmelerde çalışmak isteriz. Ancak üstümüz olan kişilerin de rakibimiz değil aynı ortak hedefe kilitlenmiş iş paydaşlarımız olarak görmemiz gerekir. Aynı düşünce içerisinde üstlerimizin de bizleri bu şekilde görmeleri, paydaş olarak sahiplenmeleri gerekir.

İşte bunun için diyorum ki “KAZAN BENİ”