Bu aralar Zeithaml & Bitner’ in ”CRM/ İlişkisel Pazarlama’ da Müşteri memnuniyetinin ve sadakatinin sağlanmasına yönelik araştırmalarını okuyorum. Zeithaml ve Bitner’e (2003) göre, işletme ve müşteri arasında dört basamaklı bir süreçte kurulan uzun dönemli ilişki, müşterinin işletmeye ve sunduğu ürünlere olan farkındalığını ve tanınırlığını artırmakta, personel ve müşteri arasında samimiyet ve yakınlık oluşturmakta, sosyal bir ilişki gelişmekte ve sonuç olarak bu durum müşterinin işletmeye bağlılığı üzerinde olumlu etkiler yaratmaktadır.

Çalışanlarımızı da bizim iç müşterimiz olarak kabul edersek acaba bu basamakları, bu felsefeyi adapte edebilir miyiz diye düşündüm. Hep dilimize pelesenk olmuştur, Çalışan Memnuniyeti- Aidiyetlik- Sadakat vb terimler. İnsan Kaynakları süreçlerinde hep konuşulan konulardır. Bu dört aşamayı uygulayabilir isek bence çok daha verimli, başarılı bir sezon geçirebiliriz. Aslında gerçekleştirebiliriz diye düşünüyorum. Ama bunun için çalışanlarımıza ve yeni işe alacağımız kişilere gereken ilgiyi ve samimiyeti göstermemiz gerekecek. İş görüşmelerinde yeterli zamanı, süreci sağlamalıyız. Önceliğimiz Yurt içinde iş gücü üretebilecek mecraları, kaynakları oluşturmak olmalı.

Buna rağmen biz halen alışkanlık haline gelmiş olan yurt dışından Yabancı uyruklu çalışan personel getiriyoruz. Önceleri bir kaç pozisyonda(Animatör-Danscı-Mini club, Dünya mutfakları aşçısı-Çin, Meksika, GR elemanı) az sayıda iken şimdi yenileri eklendi.Maid, stewart, servis elemanı vb.

Bugünlerde görüşemediğiniz, uzun zamandan beri karşılaşmadığınız meslektaş ve arkadaşlarınız ile Bişkek caddelerinde veya Üniversitelerinde karşılaşma olasılığınız çok fazla. Turizm sektöründe Yabancı uyruklu çalışacak eleman seçmek için gittiğiniz yurt dışında Konakladığınız otelde sabah kahvaltıda arka masanızda çok sevdiğiniz bir meslek büyüğünüzü görebilirsiniz. Bu gibi garip durumlara son yıllarda çokça karşılaşır olduk. Neymiş efendim tee binlerce km uzaklarda yeni iş gücü aramaya, adaylar ile mülakata ve uygun adayları seçmeye gidiyoruz. Toplantılar organize ediliyor. Kurumumuzu anlatıyoruz. Çalışılacak tesisi, sosyal yaşam şartlarını ve olanaklarını anlatıyoruz. Her şeyi abartarak her türlü vaadi veriyoruz. Saatlerce mülakat yapıp işe uygun olduğunu düşündüğümüz adayları seçiyoruz. Asıl işin meşakkatli kısmı bundan sonra yeni başlıyor! (Elimden geldiğince süreci anlatmak istiyorum) Her iki Ülke tarafından konulmuş mevzuatı, gerekli prosedürleri yerine getirip hazırlanan belgeler ile yetkili Resmi Kurumlara izin için başvuru yapılıyor. Gerekli incelemelerin yapılması ve iznin çıkma süreci epey uzun sürüyor. Bu sürede Ulaşım, uçak bileti organizasyonu – ki zor bir süreç- (tarih, hat, uygun fiyatlı bilet, uçakta müsait koltuk kontenjanı vb.)başlıyor. Onay için Harçlar, Vize ücretleri, danışmanlık ücretleri gibi çokça masraf ediliyor. Geldiklerinde de gerek yaşam kültürleri, gerekse çalışma kültürleri farklı olduğundan uyum ve çalışma sorunu yaşanıyor. Dönüşlerinde de yine aynı prosedürler uygulanıyor, süreç bir kez daha yaşanıyor. Bana göre Yurt dışından gelen çalışacak kişilerin maliyetleri artık yurt içindekinden daha fazla olmaya ve yorucu olmaya başladı. Ekonomikliği ve işlevselliği yani pek cazibesi kalmadı.

Toplumumuzda iltica etmiş Suriyelilere karşı toplumun her kesiminden farklı tepkiler geliyor. ‘’Yerli iş gücüne zarar veriyor’. ‘Devlet onların çalışması için destek sağlıyor’. ‘Çok ucuza çalışıyorlar. İşimizi elimizden alıyorlar’ diye.

 Eee bu insanlara bu şekilde tepki veriyoruz da niye Kırgız veya diğer yabancı uyruklu çalışmaya gelen kişilere aynı tepkiyi göstermiyoruz? Geçen yıl Turizm sektöründe 150 binden fazla yabancı kişinin çalıştığı söyleniyor. Bazı kaynaklara göre de bu rakamın daha da fazla olduğu belirtiliyor. Eğer yabancı çalıştıracak isem ha Suriyeli olmuş, ha Kırgız olmuş benim için aralarında hiç bir fark yok.

Gelelim yurt içine. İş gücü bulmada her departman yetkilisi kendi bölümü için destek verebiliyor İnsan Kaynaklarına. Çalışacakları adayı bulup getirdiklerinde İK süreçlerinin yerine getirilmeden – çoğu zaman bir Kimlik bilgisi ile – hemen işe başlatılması konusunda ısrar ediliyor. Bazı İK cılar da çoğu zaman sondan başa doğru önce işe başlatıp, daha sonra prosedürleri yerine getirmeye çalışılıyor. Detaylı mülakat için zaman ayrılmıyor.

Yani demem o ki Yabancıya gösterdiğimiz ilgi, harcadığımız zaman kadar ayağımıza gelmiş bizim insanımıza bu ilgiyi göstermiyoruz. Çalışanlarımıza gereken ‘Güven’ i aşılayabilmemiz gerekiyor. Artık sadece alınan ücret tatmin etmiyor insanları. Bunun yanında ‘Sosyal Fayda’, sosyal ilişkilerin geliştirilmesi gerekiyor. Artık yapmacık suni ve samimiyetsizlikten arınıp kişilere hak ettikleri samimiyeti ve dürüstlüğü sergilememiz gerekiyor ki verimli ve başarılı işler çıkartabilelim.

Yeni sezonda meslektaşlarımın bu detaylara dikkat edeceklerini umuyorum.

Sevgiyle kalın.