Bir varmış bir yokmuş diye başlıyor hikayemiz.                                                                                  

Bunu da gördüm, yaşadım!

“Geçenlerde iş başı yapacağım için Alanya’ya gitmiştim. Sgk girişim yapılacak, bunun için Merkez ofis onayı bekleniyor. Bu sebeple misafir olarak bulunuyorum tesiste ve henüz duyurum yapılmamış, ama bazı yöneticiler tahmin ediyorlar. Tesiste departman yöneticileri ile birlikte hem çay içiyor, hem de sohbet ediyoruz. Daha karşılıklı birbirimizi tanıma çalışıyoruz. Açılış arifesinde çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Bu arada en önemli konu döndü dolaştı tabii ki istenilen elemanın istenilen şartlarda ve istenilen sürede alınamamasına geldi. Departman yöneticileri sıkıntılarını paylaşıyorlar benimle. Tesis, yabancı bir Tur Şirketinin  oteller zincirine bağlı ve merkezi ofis sistemi ile yönetiliyor. Benim önceden Merkez ofis tarafından yönetilen (hem yerli hem de yabancı kökenli ) şirketlerde çalışmışlığım var. Sistemin sıkıntılarını ve aksaklıklarını yaşamış birisi olarak arkadaşları dinliyorum. Tesisler çoğaldıkça bazı kararların ve uygulamaların bir yerde toplanması ve stratejik kararların daha kolay alınması ve tüm şubelerde aynı şekilde uygulanması dolayısı hem ekonomik hem de yönetsel ile bir bütünlük sağlanması fikri teoride faydalı gibi görünür. Bu böyle görünse de gel gelelim kurumsal kimlik algısının eksik olması, kurumsal kültürün yeterince oluşmaması ve kurumsal yönetimin acemice uygulanması,  yetki ve sorumluluk çatışmasının yaşanması, ego savaşları ortaya çıkınca ve profesyonel çalışma alışkanlığının pek yerleşmiş olmaması işlerin içinden çıkılmasının daha karmaşık hale gelmesi kaçınılmaz oluyor. Bürokrasi yavaş yavaş ağlarını örüyor ve hantallık baş gösteriyor. Kararlar çok geç alınıyor. Onay için uzun süre bekleniyor. İşler düşünülenin aksine oldukça yavaşlıyor. İşte bunların belirtileri bu tesiste de gözle görünür şekilde yaşandığını gözlemledim. Tek fark bu işletme Yabancı ortaklı bir kuruluştu. Bu nedenle daha profesyonel bir bakış açısına sahiptirler diye düşünmüştüm. İlk görüşmemi İnsan Kaynakları Direktörüyle yapmıştım. Şirketin vizyonunu ve yapılmak istenenleri, hedeflerini dinleyince heyecanlandım. Mülakat, karşısındakine verilen değer, pozitif düşünce ve yaklaşım son derece samimi ve farklıydı. ‘’ben de bu oluşumun içinde olmalıyım’’ düşüncesi ile kararım netleşmeye başladı. İkinci görüşmem tesisin Genel Müdürü ile oldu. Kendisi deneyimli samimi bir centilmendi. Görüşlerimiz, personele bakış açımız ve yönetim tarzımız paralellik gösterdi kısa sürede birlikte çalışmaktan zevk alacağımız konusunda hem fikir olduk.  Bir kaç gün sonra teklifi kabul ettiğimi bildirdim. Karşılıklı el sıkıştık. Bu heyecanla Genel Müdür bir jest yaparak beni götürmek için Antalya’ya kadar geldi. Tesise yerleştim, aradan 2 gün geçti ama hala işe girişim yapılamıyor ve hala onay bekleniyor. Bu arada sabahleyin merkez İnsan Kaynakları Direktörünün ve gün sonuna doğru CEO’ nun da istifa ettiği haberini aldık. (Bu iki kişi benim işe başlayacağımı bilen üç kişiden ikisi idi.) Ortalıkta bir sessizlik, belirsizliğin verdiği tedirginlik hakimdi. Üçüncü gün merkezden bir beyefendinin – merkez muhasebe müdürüymüş- gelip benimle bir görüşme yapacağının haberini aldık. Benimle direk bir ilişkim olmayacak, bir bağlantım yok organizasyonda.  Ayrıca öyle bir yetkisinin de olduğunu tahmin etmiyorum. Tabii bu durumdan Genel Müdür de rahatsız ve de mahcup oldu. Görüşme tahmin edebileceğiniz gibi çok klasik ve köhne bir monolog şeklinde geçti. Baştan beri olumlu düşüncelerim bu kişi sayesinde yerle bir oldu. Görüşme sonrası hemen odama döndüm eşyalarımı topladım doğru Genel Müdürün ofisine gittim. Heyecan içerisinde mülakatın nasıl geçtiğini merak ediyordu. Düşüncelerimi aktarınca morali bozuldu, ama halen umudunu yitirmemiş bir şekilde ‘ biraz daha beklesek, ben Patronla tekrar konuşsam ‘’ şeklindeki çabalarına teşekkür ederek gideceğimi bildirdim. Dedim ya adam bir centilmen. Üzgün bir şekilde beni kendisinin Antalya’ya götürmek istediğini ve bu isteğinde ısrarlı olduğunu söyledi. Daha fazla mahcup olmasın diye teklifi kabul ettim ve sonrasında yola koyulduk. Macera da bu şekilde son buldu.

Sevgiyle kalın.